
02/12/2013
Yeni kelimesi hayatımızı ne çok işgal etmeye başladı. Yeni’nin anlam karşılığına denk gelen tüm tanımlamalar bu kelimenin soyut bir fetiş nesnesi haline dönüşmesini sağlamaktadır. Kant ile birlikte sosyal ve fen bilimlerinin iki ayrı disiplin olarak ele alınması, alanlar içerisinde Yeni’nin yerinin farklı farklı nüksetmesine neden olmuştur. Görüyoruz ki her iki alanın da önüne set koymuştur bu “yeni” sıfatı. Burada postmodern denen düşünce yapısının “yeni” kelimesi ile ilişkisini göz ardı etmemek gerekir. Bir sıfat olan bu kelime hem çok cazip hem de kavramları kargaşaya dönüştürecek kadar iticidir. Öncelikle Türkçeye Fransızcadan geçen “modern” kelimesinin karşılığı “çağcıl”, “çağdaş” sıfatlarıdır. Modern kelimesinden türeyen modernite ve modernizm gibi sıfatlar ise şöyle tanımlanmaktadır: Modernite 17. yüzyılda ortaya çıkan bir dünya görüşü iken, modernizm 19. yüzyılın ortalarında ortaya çıkan kültürel, sanatsal akım olarak ele alınır. Bu anlamlar günümüzde yerli yersiz kullanılmaktadır. Modern sanat derken aslında yeni bir şeyden bahsetmediğimizi görebilirsiniz. Bugün modern sanatlar adı altında ortaya konulanın ne kadar günümüz ile ilgili olup olmadığına bakmamız gerek. Bir de “yaratıcılık” kelimesi “yeni” ile çok yakından ilişkilendirilir. Yeni diye tanımlananın aslında ortaya konan yaratının kendisi olduğunu görmekteyiz. Bu konuyu sınırlandırıp sanatta yaratıcılık başlığı altında ele alırsak eğer, kelimenin kendisine haksızlık etmiş oluruz; aynı zamanda ortaya konan yaratının sadece bilim insanının ya da sanat insanının ürünü olduğunu söylemek insan bedenini beyinden başlayıp ayaklara kadar ikiye bölmek ve ayrı ayrı işlev göstermesini beklemek olur. Şuan için bu, ütopik bir düşünceden ötesi değildir. O halde bilim ve sanatı bütünsel olarak düşünüp yaratıcı insan tanımlamasını ele alalım.
Yaratıcılık kelimesi en çok sanatsal alanda karşılaştığımız bir kelimedir, bilimcilerin ise daha çok keşif kelimesini kullandıklarını görüyoruz. Bu iki ayrı kelime bize sanat ve bilim ayrımcılığının başka bir göstergesini sunar. Dilimizde kullanılan yaratıcılık sanatçıyı yüceltirken keşifçi olma durumu da bilim insanını gereksiz bir mütevazı olma durumu ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu anlamda “yeni” kelimesi çok yalın olarak bu duruma karşılık gelebilir. O halde “yeni” sıfatını, o güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan tanımlamaları ile ele alabiliriz. Bu noktadan yola çıktığımızda insanı yeniye itenin ne olduğu çok önemlidir. Rollo May bu süreç için yaratıcı süreç tanımını kullanır ve şöyle der: “yaratıcı süreç sayrılığın (aşırı tutku, düşkünlük) sonucu olarak değil, duygulanımsal (emotional) sağlığın en yüksek derecedeki betimi, normal kişilerin kendilerini gerçekleştirme edimlerinin bir dışavurumu olarak keşfedilmeli. Bu içinde bulunulan durum sanatçının olduğu kadar bilim adamının, estetiğin olduğu kadar düşünürün emeğinde görülmeli; ve yaratıcılığın erimi, ola ki modern teknolojinin kaptanlarında ya da bir annenin çocuğu ile olan normal ilişkilerinde ortaya çıksın, çizilip sınırlandırılmamalı. Yaratıcılık Webster’in yerinde belirtişiyle, yapma, varlığı ortaya çıkarma sürecidir.” Tarih boyunca okuduğumuz ortaya çıkarma hikâyelerinde anında hemen olmuş gibi bir algı mevcuttur. Elma kafaya düştü, ne oldu, kafada vurmanın şiddeti ile mi bir şey oldu? Elbette böyle bir şey yok, elma kafaya düşene kadar düştüyse tabi, o süreç çok önemli. Yoğunlaşma ve karşılaşma durumu olarak tanımlarsak, karşılaşma da bile ortaya yeni bir şey koyma durumu kesin değildir. Bu durum ancak müthiş bir teslimiyet sonucu mümkündür. Eksik olan karşılaşmada ortaya konan ne ise teslimiyette daha faydalı halde varlık olarak biçimlenir. Ve bu varlık biçimi her zaman daha yeni olana yol göstericidir. Bunu mümkün kılan insanların elbette duyu eşikleri de farklılık göstermektedir. Orta Avustralya’daki mevsimlik törenleri araştıran Prof. Durkheim, bu insanlar için törenlerinde dinlerinin bütün görüngüleri ile ilgili, “konsantrasyon süreçleri arasındaki büyük ve kollektif duygu patlamasından kaynaklanır, din düşüncesi coşkunluklarından doğar” der. İnsanda ortaya çıkan bu duygu patlamaları sadece dinsel toplantılarla ya da kitlesel olaylarla sınırlı değildir. Bu ister bir hayvanla karşı karşıya gelen bir avcı olsun, sanat eserine yoğunlaşan bir sanatçı ya da bir formül üzerinde çalışan matematikçi olsun, bireysel olarak bazı koşullarda kendisini bir güç ile donatılmış hisseder. Aslında o ilkel törenlerdeki hissediş ve duygu patlamaları insana özgü temel yapılardır. Ve her çağda kendini farklı biçimlerde ortaya çıkarmaya hazır durumdadır.
Günümüz büyücülerinin de ortaya koydukları da aynı güdü ile var olanlardır. Bazen ortaya çıkan yeni olgular etik sorgulamalardan nasibini alır. Örneğin Coca Cola’nın şişelerinin üzerine insanların isimlerinin yazılması fikrine, yeni diyebiliriz. Bu basit bir pazarlama stratejisi değil, aksine üzerinde çok düşünülmüş bir sürecin sonucudur. Özdeşlik kavramı ile insanların bir marka ile bağ kurmasını sağlaması ve bunun duyguları hedef alması masum değil fakat yenidir. Kapital sistemlerde bir insanın, o şişenin üzerinde ismini görüp de içinde küçücük de olsa bir şey hissetmesi zaten o insanın yeni düzendeki savunmasızlığının kanıtıdır.
Kaynakça
ARNHEIM Rudolf (2007). Görsel Düşünme (R. Öğdül, çev.) İstanbul: Metis Yayınları
BURNETT Ron (2007). İmgeler Nasıl Düşünür? (G. Pusar, çev.) İstanbul: Metis Yayınları
FOUCAULT Michel (2004). Bu Bir Pipo Değildir. (S. Hilav, Çev.) İstanbul: YKY
GUNTRIP Harry (2003). Sizoid Görüngü Nesne İlişkileri ve Kendilik. (İ. Babacan, çev.) İstanbul: Metis Yayınları
HORKHEİMER Max (2008). Akıl Tutulması. (O. Koçak, çev.) İstanbul: Metis Yayınları
KING Jerry P. (1997). Matematik Sanatı. (N. Arık, çev.) Ankara: Tübitak Bilim Kitapları
LEPPERT Richard (2002). Sanatta Anlamın Görüntüsü. (İ. Türkmen, çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları
MALINOWSKI Bronislaw (2000). Büyü, Bilim ve Din. (S. Özkal, çev.) İstanbul: Kabalcı Yayınevi
MAY Rollo (2007). Yaratma Cesareti. (A. Oysal, çev.) İstanbul: Metis Yayınları
RIFAT Mehmet (1998). XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları (M. Rıfat, S. Rıfat, çev.) İstanbul: Om Yayınevi
“Yeni"nin Dayanılmaz Kabızlığı
10 Mayıs 2014
30 Nisan 2014
2 Aralık 2013
surrealism
workspace
ASTROROP
10/05/2014



